Türk Ceza Hukukunda Kusur Yeteneğinin ve Kusur Yeteneğini Etkileyen Hallerin İncelenmesi:

Özet:
Kusur yeteneği, failin suça konu olan fiilini işlediği anda meydana getirdiği davranışı algılayabilme ve davranışlarını iradesi yönünde gösterebilmes yeteneğini ifade eder. Failin, suçu işlemiş olduğu esnada meydana getirdiği davranışın anlamını kavrayamadığı veya kavramakla birlikte davranışlarını iradesi yönünde meydana getiremediği takdirde o, söz konusu fiilinde kusurlu hareket etmiş sayılmaz. Bu çalışmada kusur yeteneği ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda sayılmış bulunan kusur yeteneğini etkileyen haller incelenecek ve bu hususlardaki çeşitli olasılıklar tartışılacaktır.


Türk Ceza hukukuna hâkim olan prensiplerden kusur ilkesi, faile işlediği fiil dolayısıyla ceza verilebilmesi için, onun kusur yeteneğine sahip bulunması ve fiilin meydana gelmesinde en azından taksir derecesinde bir kusura sahip bulunmasını ifade eder. Kusur yeteneği, kişinin meydana getirmiş olduğu eylemin suç olup olmadığını bilmesi yahut en azından bilmesi gerektiği anlamındadır. Bir başka anlatımla, kusur yeteneği, kişinin ceza normlarını anlaması ve davranışlarını ona uygun olarak meydana getirmesidir(1). Bu halde, örneğin, normları anlama ve davranışlarını iradesine göre meydana getirebilme yeteneğinden yoksun olan ve akıl hastalığı bulunan bir kimsenin, normlara aykırılık teşkil eden fiillerinden dolayı sorumlu tutulabilmesi olanaksızdır.
Kusur yeteneğinin belirlenmesinde, failin geçmişte göstermiş olduğu hal ve hareketleri yahut kişiliği gibi unsurlar esas alınmaz. Kusur yeteneğinin var olup olmadığı hususunda, fiilin gerçekleştirildiği esnada failin göstermiş olduğu davranışlar esas alınır.

Türk Ceza Hukukunda İsnad Kabiliyetini (Kusur Yeteneğini) Etkileyen Hallerin İncelenmesi:

(1)- DEMİRBAŞ/ERDEM, Ceza Hukuku Pratik Çalışmalar, Seçkin, Ankara, 2016.

Türk Ceza Kanunu, kusur yeteneğini etkileyen halleri 31/34. Maddelerinde düzenlemiştir. Buna göre, kusur yeteneğini etkileyen haller “yaş küçüklüğü”, “akıl hastalığı”, “sağır ve dilsizlik” ve “geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma” hallerinden ibarettir.

1) Yaş Küçüklüğü:
Kanunumuz, yaş küçüklüğünün kusur yeteneğine nasıl etki edeceği hususunda üç dereceli bir sistem benimsemiştir. Buna göre, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış bulunan küçüklerin ceza sorumluluğu yoktur. Bunlar hakkında yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir (TCK m.31).
Kanunumuz, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ve 15 yaşını doldurmamış olan küçükler hakkında, onların işlemiş olduğu fiilin anlam ve sonuçlarını anlama kabiliyetine bağlı olarak iki farklı sonuç benimsemiştir. Buna göre, 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olan küçük, fiili işlediği esnada bunun anlam ve sonuçlarını kavrayabiliyor ve hareketlerini buna göre yönlendirebiliyorsa ceza sorumluluğu vardır. Bu halde yaş küçüklüğü, yalnızca cezadan indirim yapılmasını gerektirir. Buna karşılık, 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olan küçüğün, işlemiş olduğu fiilin anlam ve sonuçlarını kavrayamadığı ve davranışlarını buna uygun olarak yönlendiremediği hallerde ceza sorumluluğu yoktur. Bununla birlikte, bu küçük hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. (TCK m.31/2)
Nihayet, fiili işlediği esnada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış bulunan küçüklerin ceza sorumluluğu mevcuttur fakat bu halde, verilecek cezalardan indirim yapılır. (TCK m.31/3)
2) Akıl Hastalığı:

Türk Ceza Kanunu, 32. Maddesinde akıl hastalığının kusur yeteneğine olan etkisini düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, “Akıl hastalığı nedeniyle”, “işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan” veya “bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış” olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

Görüldüğü üzere, kanun koyucu akıl hastalığını kusur yeteneğine olan etkisi hususunda iki dereceli bir sistem öngörmüştür. Buna göre, failin, onda mevcut bulunan akıl hastalığı nedeniyle, işlemiş olduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinden yoksun olduğu veya işlemiş olduğu fiil ile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinden önemli ölçüde yoksun bulunduğu hallerde bu kişinin ceza sorumluluğu yoktur. Bununla birlikte, bu kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Buna karşılık, failin akıl hastalığına sahip olmakla birlikte, işlemiş olduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kısmen de olsa kavrayabildiği ve davranışlarını buna göre yönlendirebildiği hallerde, onun ceza sorumluluğu mevcuttur fakat akıl hastalığı, verilecek cezalarda indirime gidilmesi sonucunu doğurur. Kanun metninden de anlaşılacağı üzere, akıl hastalığı, “ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarının” söz konusu hallerde mutlak, diğer hallerde ise takdiri bir indirim sebebidir. Bir diğer deyişle, faile ağırlaştırılmış müebbet yahut müebbet hapis cezası verildiği halde bunun indirilmesi zorunludur. Buna karşılık, kanunumuz cezanın ağırlaştırılmış müebbet yahut müebbet hapis cezasından başka bir ceza olduğu hallerde, akıl hastalığının indirim sebebi teşkil edip etmediği hususunda hâkime takdir yetkisi tanımıştır. Bunun yanında hâkim, bu kimselere işledikleri fiilleri dolayısıyla vereceği cezanın, süresi aynı olmak koşuluyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri uyarınca uygulanması hususunda da takdir yetkisine sahiptir.
3) Sağırlık ve Dilsizlik:

Kanun koyucunun sağır ve dilsizliği kusur yeteneğini etkileyen bir neden olarak düzenlemesinin nedeni, işitme yeteneğine doğuştan sahip bulunmayan veya küçük yaşta bu yeteneğini kaybeden kimselerin algılama yeteneğinin ve buna bağlı olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediğidir. Kanunumuz, sağır ve dilsizlerin kusur yeteneğinin belirlenmesinde de üç dereceli bir sistem benimsemiştir. Buna göre, “bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır” (TCK m.33).
Bu son halde, 15 yaşını doldurmamış bulunan sağır ve dilsizlerin cezai sorumluluğu bulunmamaktadır ve haklarında ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir.
15 yaşını doldurmuş ve fakat 18 yaşını doldurmamış bulunan sağır ve dilsizlerin ise, meydana getirdiği fiilin anlamını ve sonucunu kavrayabilme ve davranışlarını bu doğrultuda yönlendirebilme yeteneklerinin mevcudiyedi halinde cezai sorumlulukları mevcuttur. Buna karşılık, bu kimseler hakkında verilecek cezalarda indirime gidilir.
18 yaşını doldurmuş olup da 21 yaşını doldurmamış bulunan sağır ve dilsizler hakkında verilecek cezalar ise indirilir.

4) Geçici Nedenler, Alkol veya Uyuşturucu Madde Etkisi Altında Olma:

TCK m.34’ e göre, “ Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.
Bu hükmün uygulama alanı bulabilmesi, hükmün lafzından da anlaşılabileceği gibi birkaç koşula tabi tutulmuştur. Buna göre, geçici bir nedenin veya irade dışı alınmış bulunan alkol yahut uyuşturucu maddenin etkisinde bulunma halleri ancak failin, gerçekleştirmiş olduğu fiilin hukuki anlam veya sonuçlarını algılamaması veya bu fiilin gerçekleşmesinde davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmış olduğu durumlarında kusura etki eden bir neden teşkil eder. Geçici nedenlerin tahdidi olarak sayılması mümkün değildir. Bununla birlikte geçici nedenleri, faile kusur isnad edilmeksizin, onun algılama yeteneğini ortadan kaldıran ve davranışlarını iradesi doğrultusunda gerçekleştirme yeteneğini önemli ölçüde azaltan çeşitli etkenler olarak tanımlamak mümkündür. Geçici nedenlere örnek olarak, kimyasal maddelerden yayılan kokunun solunması sonucunda irade yeteneğinin kaybedilmesi yahut azalması, uyku hali, hipnotizm gibi haller verilebilir.1 Burada dikkat edilmesi gereken husus, geçici neden teşkil eden husus her ne olursa olsun, failin bunun gerçekleşmesinde taksir yahut kast derecesinde bir kusuru bulunmaması gerekir. Aksi halde, hüküm uygulama alanı bulmayacaktır.
Bunun gibi, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olmanın kusura etki eden bir neden olarak kabul edilebilmesi için, failin alkol yahut uyuşturucu madde etkisine girmesinde kusurunun bulunmaması gerekir. Bir başka anlatımla, fail, uyuşturucu maddeyi yahut alkolü kendi iradesi ile almışsa bunun kusurluluğa herhangi bir etkisi yoktur. Nitekim TCK m.34/2’ e göre, “İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Öneri, soru ve taleplerinizi iletişim formunu doldurarak bize iletebilirsiniz.

Bu web sitesinde yayınlanmış bulunan çalışmalar bilgilendirme amacı ile meydana getirilmiş bulunup 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ikinci maddesi uyarınca eser teşkil etmektedir. Bu eserlerin Gemici Avukatlık ve Danışmanlık’tan açıkça icazet alınmaksızın kısmen, tamamen yahut değiştirilerek kopyalanması, çoğaltılması, yayınlanması her bir eser bakımından yayınlanma tarihinden itibaren 70 yıl geçmedikçe 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bağlamında men edilmiştir. Söz konusu hükme uyulmaması halinde Gemici Avukatlık ve Danışmanlık Ofisi tarafından yasal sürecin başlatılacağı kamuoyuna duyurulur.