Türk Ceza Hukukunda Nedensellik Bağlantısı ve Objektif İsnadiyet ( Yüklenebilirlik) Kuramı

Özet:
Failin meydana getirmiş bulunduğu hareket ile meydana gelmiş olan neticenin farklı zamanlarda gerçekleşebileceği suçlarda (netice suçları), failin meydana gelmiş bulunan neticeden sorumlu tutulabilmesi için ortaya çıkmış bulunan neticenin failin hareketine bağlı olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir başka deyişle, failin meydana gelmiş bulunan neticeden sorumlu tutulabilmesi için failin hareketi ile ortaya çıkmış bulunan tipik netice arasında neden-sonuç ilişkisi kurulabilmesi gerekir. Nihayet, failin hareketi ile meydana gelmiş bulunan tipik netice arasındaki bağlantıya, nedensellik bağlantısı adı verilmektedir. Bununla birlikte, failin meydana getirmiş bulunduğu hareket ile meydana gelen netice arasında nedensellik bağlantısı kurulmuş bulunması da failin sorumluluğu için tek başına yeterli değildir. Meydana gelen neticeden failin sorumlu tutulabilmesi, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnad edilebilirliği koşulunun varlığı ile mümkün olmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik bağlantısı ve objektif isnadiyet hususları ana hatları ile incelenecektir.

Failin meydana getirmiş bulunduğu hareket ile meydana gelmiş olan neticenin farklı zamanlarda gerçekleşebileceği suçlarda (netice suçları), failin meydana gelmiş bulunan neticeden sorumlu tutulabilmesi için ortaya çıkmış bulunan neticenin failin hareketine bağlı olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir başka deyişle, failin meydana gelmiş bulunan neticeden sorumlu tutulabilmesi için failin hareketi ile ortaya çıkmış bulunan tipik netice arasında neden-sonuç ilişkisi kurulabilmesi gerekir. Nihayet, failin hareketi ile meydana gelmiş bulunan tipik netice arasındaki bağlantıya, nedensellik bağlantısı adı verilmektedir.

Meydana gelmiş bulunan tipik neticeye tek bir hareketin neden olduğu hallerde bir problem ile karşılaşılmaz. Burada normal nedensellik söz konusu olur. Buna karşılık, bazı hallerde tipik bir neticeyi birden fazla neden (nedenlerin çokluğu) ortaya çıkarmış olabilir. Bu hallerde, nedensellik bağının tespit edilebilmesi için öğretide çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bu görüşlerin en önemlisi olarak nitelendirilebilecek şart teorisi, tipik neticeyi meydana getirmiş bulunan sebeplerden (şartlardan) hangisinin bulunmaması halinde neticenin gerçekleşmeyeceği öngörülebiliyor ise bu sebebin netice açısından nedensellik değeri taşıdığını ifade etmektedir.


Sebeplerin çokluğu şu hallerde söz konusu olur;
• İki ayrı şartın birbirinden bağımsız olarak tipik neticeyi meydana getirmesi (alternatif şartlar),
• İki ayrı şartın birleşerek tipik neticeyi meydana getirmesi (birleşen şartlar),
• Failin hareketi ile dış bir etkenin birleşerek tipik neticeyi meydana getirmesi (nedensellikte atipik gelişme).

Alternatif şarta örnek olarak, iki ayrı şahıstan birinin mağdurun kalbine diğerinin ise beynine isabet edecek şekilde aynı anda ateş etmesi örneği verilebilir. Bu halde her iki şahsın hareketi de tek başına kasten öldürme suçu için elverişli ve yeterlidir. Bir başka deyişle her ikisi de tipik neticenin gerçekleşmesinde şart teşkil eder. Yukarıdaki örnekte her iki failin hareketinin aynı anda gerçekleştiğini belirtmiştik. Böyle bir halde, mağdurun hangi hareket sonucu öldüğü belirlenemiyorsa, her iki failin de teşebbüsten sorumluluğu söz konusu olur. Buna karşılık, faillerden birinin hareketinin neticeyi daha önce gerçekleştirmiş olduğu takdirde bu fail kasten öldürmeden, diğeri ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Burada önemle belirtmek gerekir ki, faillerden her biri birbirinden bağımsız hareket etmelidir. Aksi halde, yani failler arasında iştirak iradesinin mevcut olduğu hallerde, her iki failin de sorumluluğu meydana gelmiş bulunan neticeye ilişkindir.
Birleşen şart ise, birden fazla şartın bir araya gelerek tipik neticeyi meydana getirdiği hallerde söz konusu olur. Burada şartların birbirinden bağımsız olarak meydana geldiği halde tipik neticenin ortaya çıkması mümkün değildir. Aksine, bunlar ancak bir araya gelerek tipik neticeyi meydana getirmiş olabilirler. Birleşen şart hususundaki tipik örnek, iki ayrı şahsın, bir kimseyi öldürmek amacıyla birbirinden bağımsız olarak ona zehir vermeleridir. Bu örnekte, faillerden her birinin vermiş olduğu zehir bağımsız olarak öldürmeye elverişli değildir, bunlar ancak birleştiğinde öldürmeye elverişli hale gelirler. Böyle bir halde faillerden her birinin hareketi nedensellik değerine sahiptir. Bu neticenin (ölümün) meydana geldiği varsayımında, her iki fail de teşebbüs dolayısıyla sorumlu tutulacaktır. Bu halde de, failler arasında iştirak iradesi bulunmamalıdır. Aksi halde, iştirak söz konusu olur.

Nedensellikte atipik gelişme ise, failin hareketi ile bağlantılı olan bir başka etkenin birleşerek, tipik neticeyi meydana getirdiği hallerde söz konusu olur. Bunun tipik örneğini, failin öldürmek kastıyla mağdura ateş ettiği, ardından mağdurun hastaneye kaldırıldığı ve nihayet hastane koşullarından kaynaklı kan zehirlenmesinden (septisemi) öldüğü varsayılan olay teşkil eder. Böyle bir halde Yargıtay, dış etkenlerin failin hareketinden bağımsız olmadığı ve esasen failin hareketi meydana gelmiş olmasaydı, tipik neticenin de gerçekleşmeyeceği, failin hareketinin tek başına tipik neticeyi meydana getirmeye ehil olduğu ve hastanelerde zaman zaman böyle sorunlar yaşanmasının olağan olduğu görüşüne dayanarak nedensellik bağının ortadan kalkmış olmayacağını belirtmektedir(1). Bu yöndeki bir görüşe katılmak, kanaatimce mümkün değildir. Nitekim failin hareketinin tek başına tipik neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olması tipik neticenin meydana geldiği anlamına gelmez.

(1)- Yar. CGK., 2.6.2009, 1-186/147.

Bunun kabulü, hareketin gerçekleşmiş olduğu ve buna rağmen mağdurun görmüş bulunduğu tıbbi müdahale sonucunda sağlığına kavuştuğu hallerde de failin “kasten öldürme” suçundan sorumlu tutulmasını gerekli kılar. Böyle bir yorum ise teşebbüs hükümlerinin var oluş amacını ortadan kaldırır.
Bunun gibi, hastanede zaman zaman enfeksiyon bulaşabileceğinin olağan kabul edilmesi ve bu vesile ile normalleştirilmesi mümkün olmamalıdır. Nitekim hastanelerde sıhhî bir ortamın tesis edilmememiş olması tıbbi organizasyon kusuru teşkil eder. Gerçekten, hastanelerin, özellikle de bağışıklık sistemi zaten zayıflamış bulunan hastaları tedavi etme amacı göz önüne alındığında, bunların temizlik koşullarına uygun bulunmaması düşünülemez. Bunun gibi, bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektöre ait bütün yataklı tedavi kurumlarını kapsayan “Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği”, bahsi geçen bu kuruluşlara enfeksiyon riskinin önlenmesi hususunda belirli yükümlülükler öngörmüştür. Böyle bir halde, hastanelerin enfeksiyon riskleri hususunda önlem almaları gerekir ve bu yükümlülüklerine aykırı davranmaları suretiyle meydana gelen enfeksiyonların olağan kabul edilmesi mümkün olmamalıdır. Böyle bir halin kabulü, bir emniyet müdürünün Teksas’ta bolca silahlı çatışmanın bulunduğu ve bu sebeple oraya gidilmemesi gerektiği hususunda bir telkinde bulunmasına benzerdir(2). Bu ise sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmaz.

Objektif İsnadiyet:

Yukarıda, nedensellik bağı bağlamında şart teorisine dair bilgiler verilmiştir. Şart teorisi, sorumluluğu oldukça genişlettiği sebebiyle tenkit edilmiştir. Gerçekten, bir tipik bir neticenin meydana gelmesinde şart teorisi anlamında onlarca şart bulunur. Buna örnek olarak, bir failin, tarihi bir eser kaçırmak maksadıyla, interneti kullanmak suretiyle güvenlik sistemlerini bloke ettiği bir olayda internetin, internetin kullanıldığı cihazın ve hatta güvenlik sistemlerini bloke etmeye elverişli bulunan yazılımın mucitlerinin de sorumluluğu gündeme gelir. İşte bu tenkit, sorumluluğun kısıtlanmasına imkân veren objektif isnadiyet (yüklenebilme) teorisi ile giderilmiştir. Buna göre, nedensellik bağının mevcudiyedinin tespit edilmesinden sonra, meydana gelmiş olan tipik neticenin faile objektif olarak yüklenip yüklenmeyeceği hususunda bir değerlendirme daha yapılması gerekir. Objektif isnadiyet teorisine göre, tipik neticenin faile yüklenebilmesi şu koşulların varlığına bağlıdır:
• Failin davranışı suçun konusu üzerinde tipik bir tehlike yaratmış olması ve
• Failin yaratmış olduğu bu tipik tehlikenin, tipik neticede gerçekleşmiş olması.

Buradan da anlaşılabileceği üzere, fail hareketi ile bizatihi tipik bir tehlike yarartmamışsa yahut bir tehlike yaratmış olmakla birlikte, bunun netice üzerinde meydana gelmemiş olması halinde fail, netice ona objektif olarak insad olunamayacağından dolayı neticeden sorumlu tutulamaz.

(2)- ÖZCAN, Z., Enfeksiyon Riskine Bağlı Tehlike Sorumluluğu, AÜHFD, 63 (3) 2014: 551-567.

Öneri, soru ve taleplerinizi iletişim formunu doldurarak bize iletebilirsiniz.

Bu web sitesinde yayınlanmış bulunan çalışmalar bilgilendirme amacı ile meydana getirilmiş bulunup 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ikinci maddesi uyarınca eser teşkil etmektedir. Bu eserlerin Gemici Avukatlık ve Danışmanlık’tan açıkça icazet alınmaksızın kısmen, tamamen yahut değiştirilerek kopyalanması, çoğaltılması, yayınlanması her bir eser bakımından yayınlanma tarihinden itibaren 70 yıl geçmedikçe 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bağlamında men edilmiştir. Söz konusu hükme uyulmaması halinde Gemici Avukatlık ve Danışmanlık Ofisi tarafından yasal sürecin başlatılacağı kamuoyuna duyurulur.