4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Bağlamında Evlilik Kurumunun ve Şartların Mevcudiyedi Halinde Yokluk ve Butlan Yaptırımlarının İncelenmesi

Özet:
Bu çalışmada evlilik kurumu ve bunun oluşmasının bağlı olduğu kanuni şartlar, şartların yokluğu halinde söz konusu olabilecek butlan ve yokluk yaptırımları 4721 Sayılı Kanun bağlamında, genel hatları ile incelenecek ve öğretideki çeşitli görüşler tartışılacaktır.


Evlilik, bir kadın ile bir erkeğin daha evvel kanunda belirlenmiş olan şekil şartlarına uyulmak suretiyle ve bir birlik kurmak amacı ile oluşmuş bulunan iradelerini açıklamaları sonucunda meydana gelen birliği ifade eder. Öğretide evlilik kurumunun hukuki niteliği üzerine birden çok görüş mevcuttur. Bunların en önemlilerini, evlenmenin aile hukukuna tabi bir sözleşme olduğu ve evlenmenin bir şart-tasarruf olduğu görüşleri teşkil eder. Bu ikinci görüş, evlenme söz konusu olduğunda tarafların sözleşme metnini değiştirmekte ve/veya kararlaştırmakta serbest olmadığı ve evliliğin hükümlerinin yalnızca kanunda düzenlenen tasarrufların yapılmak suretiyle kurulabileceğini ifade etmekte ve bu nedenle evliliğin bir şart-tasarruf işlemi olduğunu savunmaktadır. Buna karşılık, borçlar hukukuna tabi olan birçok sözleşmede taraflar sözleşme metnini değiştirmek yahut onu kararlaştırmak konusunda serbestliğe sahip değillerdir. Buna örnek olarak bankalar ile yapılan ve çoğunlukla önceden sözleşmenin tek bir tarafının (bankanın) hazırlamış bulunduğu ve herkese aynı işlemin uygulandığı mevduat sözleşmeleri yahut iş sözleşmeleri verilebilir. Bunun yanısıra, Türk Medeni Kanununun 142. Maddesi, evlenmenin, tarafların olumlu beyanlarını verdikleri anda oluşacağını belirtmiştir. Bu hükmün varlığı karşısında evliliğin bir sözleşme olduğu ve bunun tarafların beyanları ile hüküm ifade edeceği açıktır. Evlenme memuru, yalnızca taraflar arasında evlenmeye engel bir durumun olup olmadığı ve tarafların iradelerinin örtüşüp örtüşmediği hususunda bir inceleme yapar. Kanun tarafından öngörülmüş bulunan şartların mevcut olması durumunda evlenme memuru, bunu bir başka gerekçe ile engelleme imkânına sahip değildir. Bu halde, evlilik kurumunun aile hukuku kurallarına tabi bir sözleşme olduğunun aksini kabul etmek, bizce mümkün olmamalıdır. Yukarıda açıklamış olduğumuz sebeplerle, evliliğin şart-tasarruf niteliği taşıdığı yönündeki görüşe katılmıyoruz.

KESİN EVLENME ENGELLERİ
Evlenme, kanun koyucu tarafından sıkı maddi ve şekil şartlarına tabi kılınmıştır. Bunun nedenlerini kanun koyucunun aile ilişkisinin korunması hususunu oldukça önemsiyor olması; kayıt dışı evlenmelerin engellenmesi, evlenmelerin irade sakatlıkları nedeni ile yapılmasını engellenmesi ve evliliklerden doğacak çocukların soybağlarının kesin olarak tespit edilmesi yönündeki istekler olarak saymak mümkündür1. Aşağıda, evlenmenin gerçekleşebilmesi için kanun koyucunun öngörmüş bulunduğu maddi ve şekli koşullar incelenecektir. Bu koşullar; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 124 ile 144. Maddeleri arasında, Evlendirme Yönetmeliğinde ve nihayet 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Kişilerin evlenebilmesi açısından kanunumuz birtakım maddi koşullar öngörmüştür. Bunlar;
• Evlenmenin tarafları, cinsiyet fark etmeksizin 17 yaşını doldurmuş olmalıdır.
• Evlenmenin tarafları temyiz kudretine (ayırt etme gücüne) sahip bulunmalıdır.
• Evlenmenin tarafları arasında belirli bir dereceye kadar kayın veya kan hısımlığı bulunmamalıdır. (TMK m.129/1, 129/2)
• Evlenmenin tarafları arasında evlatlık ilişkisi bulunmamalıdır. (TMK m.129/3)

(1)- Saymen/Elbir, 102. (Aktaran: Dural/Öğüz/Gümüş, Türk Özel Hukuku, Cilt III, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2015).

• Evlat edinen ile evlatlıktan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi evlenemez. (TMK m.129/3)
• Evlenmenin taraflarından her biri, önceki evliliklerinin sona ermiş olduklarını ispatlamış olmalıdır.
• Evlenmenin taraflarından birinin eşinin gaip olması halinde, yetkili mahkeme tarafından bu eski evliliğin feshine dair karar verilmiş olması gerekir.

Yukarıda saymış olduğumuz şartların (kesin evlenme engelleri) yokluğu halinde evlenmenin gerçekleşmemesi gerekir. Her nasıl oldu ise, evlenmenin şartları olmadığı halde gerçekleşmiş olması halinde ise bu evlenme mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) yaptırımı ile karşılaşacaktır. Bunun anlamı işlemin doğmuş olmakla birlikte başından beri hiçbir hüküm ifade etmemesi; tabir yerinde ise işlemin ölü doğmuş olduğudur. Butlan ile batıl olması gereken işlemler, kendiliğinden hükümsüz olmaz. Bunun için bir butlan davasının açılmış olması gerekir. Kesin hükümsüzlük halleri her zaman ileri sürülebilir ve mahkemeler bu hususta bir talep olmasına gerek olmaksızın re’sen (kendiliğinden) göz önünde tutar. Yukarıda bahsedilmiş olduğu üzere, evlenmek için evlenmenin taraflarının ayırt etme gücünü haiz olmaları (TMK m.125) ve 17 yaşını doldurmuş olmaları (TMK m.124) şarttır. Bu halde, tam ehliyetsizlerin evlenemeyeceği kanunun amir emri uyarınca kuşkusuzdur. Akıl hastalarının, evlenmelerinde tıbbi bir sakıncanın bulunmadığını resmi sağlık kurulu raporu ile tespit ettirdiği halde evlenebileceklerini düzenleyen TMK m.133 hükmünün bunun istisnasını oluşturduğu düşünülmemelidir. Burada bahsi geçen akıl hastalıkları, ayırt etme gücünü ortadan kaldırmayan hastalıklar olarak anlaşılmalıdır. Nitekim, ayırt etme gücüne sahip olmayanların evlenmeleri TMK m.125 hükmü uyarınca mümkün değildir. Bunun dışında, bazı hallerde küçüklerin ve kısıtlıların evlenmelerine de izin verilebilir. Buna göre, küçük veya kısıtlılar, yasal temsilcilerinin icazetine bağlı olarak evlenebilirler. Yasal temsilcinin, evlenmeye haklı bir sebep olmaksızın icazet vermemesi halinde evlenmek isteyen küçük yahut kısıtlının mahkemeye başvurma hakkı doğar. Bunun üzerine hâkim öncelikle evlenmeye icazet vermemiş bulunan yasal temsilciyi dinler. Sonrasında küçük yahut kısıtlının evlenmesine izin verebilir. Burada kanun hükmünün ifadesi gereğince hâkimin bir takdir yetkisine sahip olduğu anlaşılır. Kanunun evlenmek için aradığı şartların tam olarak yerine getirilmemesine rağmen evlenmeye olanak sağlayan bir istisna daha mevcuttur. Buna göre, hâkim, olağanüstü durumlara özgü olarak, pek önemli bir sebebin mevcudiyedi halinde 16 yaşını doldurmuş bulunan erkek veya kadının evlenmesine izin verme yetkisine sahiptir (TMK m.124/2). Yalnız burada, talepte bulunan küçük, ergin kılınmış veyahut evlenme ehliyetine kavuşabilmiş değildir. Dolayısıyla, hâkimin vereceği bu izin ile yalnızca evlenmek amacı ile talepte bulunan şahısların birbirleri ile evlenebilmeleri mümkündür. Bu konuda görevli ve yetkili mahkeme, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’u uyarınca talepte bulunacak olan şahsın yerleşim yerindeki Aile Mahkemeleridir.

KESİN OLMAYAN EVLENME ENGELLERİ:
Kanun, bazı hallerde kesin olmayan evlenme engelleri öngörmüştür. Esasen bunlar da evlenmenin gerçekleşmesine engel olurlar fakat kesin evlenme engellerinden farklı olarak, evlenmenin mutlak butlan ile batıl olması sonucuna yol açmazlar.
Kanunumuz yalnızca kadın bakımından sonuç doğuracak kesin olmayan bir evlenme engeli hükmü ihtiva etmektedir. Buna göre, kadının, önceki evliliğinin sona ermesinden itibaren 300 gün geçmedikçe evlenmesi mümkün değildir. Bunun nedeni, kadının önceki evlilikten gebe olabilmesinin mümkün olması ve bunun sonucu olarak doğacak çocuğun soybağının belirlenmesidir. Kadının doğurması ile bu süre sona erer. Ayrıca, sona eren evliliğin taraflarının yeniden birbirleri ile evlenmek istemeleri yahut kadının önceki evlilikten gebe olmadığının belirlenmiş olması durumunda da bu süre sona erer.
Bunun dışında 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu bazı hastalıkların evlenme engeli teşkil edeceğini belirtmiştir. Buna göre; frengi, belsoğukluğu, yumuşak şankr veya cüzzam hastalıklarına sahip olanların evlenmeleri yasaktır. (Umumi Hıfzısıhha Kanunu m.123) Bu hastalıklardan birine sahip bulunan şahsın evlenebilmesi için, bu hususta yetkili olan sağlık kuruluşlarından hastalığın bulaşma tehlikesi olmadığına yahut hastalığın ortadan kalktığına ilişkin rapor alması gerekir. Bundan başka, kesin olmayan bir evlenme engeli de adı geçen kanunun 124. Maddesinde yer almaktadır. Buna göre, evlenmek isteyen taraflardan biri, ileri derecede verem hastalığına sahip ise, bunların evlenmeleri 6 ay geciktirilir. Bu süreçte iyileşme emareleri görülmezse süre 6 ay daha uzatılır. Bu sürecin sonunda hala bir iyileşme emaresi gözlenmemesi halinde, taraflar evliliğin sakıncalı olduğu ve hastalığın tehlikesi hakkında bilgilendirilir. Taraflar buna rağmen evlenmek istiyorlarsa artık evlenme tarafların iradeleri doğrultusunda gerçekleştirilir.


EVLENMENİN GERÇEKLEŞEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN ŞEKİL ŞARTLARI:

Kanunumuz evlenmenin gerçekleştirilebilmesi bakımından yukarıda açıklamış olduğumuz maddi şartların dışında bazı şekil şartları öngörmüştür. Bunların bazıları evlenmenin yapılmasından önce, bazıları evlenme merasimi esnasında ve nihayet bazıları da evlenmenin sonrasına ilişkindir. Biz de sırasıyla bu şartları inceleyeceğiz. Buna göre, evlenmenin gerçekleştirmesinden önce yerine getirilmesi lazım gelen şartlardan ilki, evlenmek isteyen kadın ve erkeğin içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvuru yapmalarıdır (TMK m.134/1). Kanun koyucu, burada görüldüğü üzere “yerleşim yeri”nden bahsetmiş olmayıp; buradan taraflardan herhangi birinin bulunduğu yer anlamı çıkarılmalıdır. Bu haliyle, kadının ve erkeğin herhangi bir sebeple (örneğin; tatil, iş gezisi vb.) yerleşim yerinden başka bir yerde bulunması durumunda, o yer evlenme memurluğuna birlikte başvurmalarına bir engel bulunmamaktadır. Evlenme memuru, köylerde muhtar, belediye sınırları içerisinde belediye başkanı veya bunun görevlendireceği memurdur. Tartışmalı olan husus, bu kanun hükmüne rağmen evlendirme memurunun yetki alanı dışında evlendirme yapması durumunda ortaya çıkar. Bu konuda Yargıtay Özel Daireleri farklı yönde kararlar vermiştir. Bunun üzerine Yargıtay 1985 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında(2), böyle bir evlendirmenin geçerli olacağına hükmetmiştir.

(2)- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, E. 1985/4 K. 1985/9 

Bunun dışında, İçişleri Bakanlığı, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 22. Maddesi uyarınca il, nüfus ve vatandaşlık müdürlüklerine, nüfus müdürlüklerine ve dış temsilciliklere, il ve ilçe müftülüklerine evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebilir. Aynı maddenin devamında ise eşlerden birisinin yabancı olması halinde, evlendirmeye belediye evlendirme memurları ile nüfus müdürlerinin yetkili olduğu düzenlenmiştir.
Evlenmek için kanunumuzun evlenmenin gerçekleşmesinden öncesi için öngörmüş olduğu bir diğer şekil şartı ise bazı belgelerin ibrazı hususudur. Evlenmenin tarafları, ilgili makama aşağıda sayılan belgeleri ibraz etmek zorundadır:
• Beyanname,
• Vesikalık fotoğraf,
• Nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneği,
• Önceki evliliğin mevcut olması durumunda bunun sona erdiğine ilişkin belge,
• Tarafların küçük veya kısıtlı olması halinde, veli veya vasisinin onaylanmış imzasını ihtiva eden yazılı izin belgesi,
• Evlenmeye TMK ve Umumi Hıfzısıhha Kanunu uyarınca engellerinin bulunmadığına dair sağlık raporu.
Taraflar bu belgelerin varlığı halinde, evlenme yönündeki başvurularını yazılı veya sözlü olarak yapmakta özgürlerdir. Buna karşılık, sözlü olarak yapılan başvurunun evlendirme memurluğunca yazılı hale getirilmesi ve her iki tarafın memurlukça onaylanmış imzasının bu yazılı belgede yer alması gerekir. Aksi halde, diğer işlemlere başlanılmaz (Evlendirme Yönetmeliği m. 18/3, 18/4).

Evlendirme memuru, başvuruyu maddi koşullar ve şekil koşulları yönünden inceler. Başvuruda reddi gerektirmeyen fakat bir eksiklik teşkil eden hususlar varsa (örneğin, belgelerin eksik olması) bunları tamamlar veya tamamlatır. Bunun aksine başvurunun mutlak olarak reddinin gerektiği hallerde, örneğin, taraflardan birinin ehil olmaması halinde yahut bunlar arasında evlenmeye engel bir hal olduğunun tespit edilmiş olması halinde evlendirme memuru başvuruyu reddeder ve bunu taraflara yazılı olarak bildirir. Taraflar bu ret kararına karşı mahkemeye başvurma (redde itiraz) imkanına sahiplerdir. Burada yetkili mahkeme, red kararı verilen yer Aile Mahkemesidir.
Red sebebinin kesin hükümsüzlük hallerinden birini teşkil etmesi durumunda, bu husus taraflarca dava konusu edilmelidir. Açılacak olan bu dava basit yargılama usulü uyarınca incelenir ve karara bağlanır. Bu davanın, red kararının verilmesinden itibaren 6 ay içerisinde açılması gerekir. Ayrıca böyle bir halde, Evlendirme Yönetmeliği uyarınca Cumhuriyet Savcılarının ve ilgililerin itiraz etme imkânı düzenlenmiştir. Buna göre ilgililer, evlenme gününden önceki günün mesai saati bitimine kadar evlenmenin yapılmasına yazılı olarak itiraz edebilirler. Ayrıca Cumhuriyet Savcıları evlenmenin kesin hükümsüzlük nedenlerinden birisinin mevcut olması halinde, evlenme yapılana dek buna itiraz edebilirler. Bu itiraz üzerine evlendirme memurluğu itirazı inceler ve bu hususta bir karar verir. İtirazın yerinde görüldüğü takdirde evlenme yapılmaz. İtirazın yerinde görülmemesi halinde ise, evlendirme memuru, işlemleri yürütür. İtirazın yerinde görülmemesi üzerine Cumhuriyet Savcılığınca 10 gün içinde evlenmenin men’i davası açıldığının bildirilmesi gerekir. Aksi halde evlenme yapılır ve bu husus, gerekçeli olarak Cumhuriyet Savcılığına bildirilir. Aksi halde, yani ret sebebinin kesin hükümsüzlük hallerinden birini teşkil etmemesi halinde ise mahkeme, dosya üzerinden inceleme yapar ve kararını verir. Mahkemenin bu hususta vereceği karar kesindir.
Evlenme merasimi sırasındaki şekil şartları ise, evlenme merasiminin yapılacağı yer ve bu merasimin şekline ilişkindir. Evlenme merasimi kural olarak evlendirme dairesinde, ayırt etme gücüne sahip olan iki tanığın önünde aleni olarak yapılır. Taraflar, evlenmenin kişiye sıkı sıkıya bağlı olmasının mutlak bir sonucu olarak merasimde bizzat hazır bulunmalılardır. Bununla birlikte, tarafların talebi ve evlendirme memurunun da bunu uygun bulması halinde, merasimin evlendirme dairesinden başka bir yerde yapılabilmesi mümkündür. Evlendirme memuru tarafların her ikisine evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Tarafların her birinin bu soruya olumlu cevap vermesiyle evlenme gerçekleşir. Bunun üzerine evlendirme memuru evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar (TMK m.142).

Evlenmenin gerçekleşmesinden sonraki şekil şartları ise, eşlere aile cüzdanı verilmesi, evlenmenin nüfus idaresine bildirilmesi, evlenmenin aile kütüğüne tescil edilmesi ve nüfus idaresinin tescil sırasında evlenmeye engel olan bir sebebin var olduğunu farketmesi üzerine bu hususun savcılığa bildirilmesinden ibarettir. Bu hususlar hakkında detaylı bilgi verilmesine gerek görülmemiştir.


Evlenmenin Yokluğu Halleri:

Kanunumuz, mutlak ve nisbi hükümsüzlük hallerini sınırlayıcı (numerus clausus) olarak saymıştır. Bunun sonucu olarak, kanunda yazılı hükümsüzlük hallerinin genişletilemeyeceğidir. Ancak, bazı haller vardır ki, bunlara karşı kanuni bir yaptırımın öngörülmesi dahi gereksizdir. Bunlar bir hukuki işlemin kurucu unsurlarının mevcut olmadığı halleridir. Bu hallerde, yokluk yaptırımından bahsedilir. Yokluk yaptırımının söz konusu olduğu hallerde, işlem başından beri doğmamış sayılır ve bunun neticesinde bu işlemler herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Bunların ayrıca yokluğu hakkında bir dava açılması gerekli değildir. Buna karşılık, bazı hallerde bir hukuki işlemin yokluğunun tespit edilmesinde hukuki fayda olabilir. Bu hallerde yokluğun tespiti için bir dava açılmasında herhangi bir engel mevcut değildir.

Evlenme açısından yokluk halleri genel olarak;
• Kişi yönünden elverişsizlik halleri (örneğin, tarafların aynı cinsten olmaları veya taraflardan birinin insan dışında bir başka varlık olması halleri),
• Yetki yönünden elverişsizlik halleri (Evlendirmenin, evlendirme memuru tarafından yapılmamış olması),
• Nihayet, evlenmenin taraflarının evlendirme memuru önünde aynı esnada hazır bulunmadığı hallerdir.

EVLENMENİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ (BUTLANI):

Evlenmenin mutlak butlan yaptırımı ile karşılaşması aşağıdaki hallerde söz konusu olur:
• Eşlerden birinin daha önceki evliliğinin evlenme sırasında sona ermemiş bulunması,
• Eşlerden birinin evlenme sırasında temyiz kudretinden sürekli olarak yoksun olması,
• Eşlerden birinin, evlenmeye engel teşkil etmediği sağlık rapor ile sabit olmamasına rağmen akıl hastalığının bulunması,
• Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede kan veya kayın hısımlığının bulunması

Mutlak butlanın hükmü (sonuçları) hakkında ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

MUTLAK BUTLAN (KESİN HÜKÜMSÜZLÜK) DAVASI:

Evliliğin mutlak butlan ile sakat olduğu iddiasıyla, ilgili herkes tarafından ve her zaman açılabilir. Burada ilgili kavramının belirlenmesinde, bu dava açılacak olsaydı, davanın sonucunda çıkan hükümden maddi veya manevi menfaatleri değişikliğe uğrayacak şahıslar anlaşılmalıdır. Bir başka deyişle ilgili, bu evlenmenin butlanından maddi yahut manevi yararı olan kişileri ifade eder. Bu davanın ilgililerce açılmasında bir zorunluluk bulunmamasına karşın; Cumhuriyet Savcıları tarafından re’sen (kendiliğinden) açılır. Bunun anlamı, Cumhuriyet Savcısının bu hususu öğrendikten sonra dava açıp açmama konusunda bir takdir yetkisine sahip bulunmamasıdır. Bu davanın Cumhuriyet Savcısı veya ilgililer tarafından açıldığı takdirde husumet her iki eşe yöneltilmelidir. Eşlerden birinin ölümü halinde ilgililerin, bu davada husumeti sağ kalan eş ile ölen eşin mirasçılarına, her iki eşin öldüğü durumda ise, her iki eşin mirasçılarına karşı yöneltmelilerdir.(3) Mutlak davasının açılması herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir. Bununla birlikte, kanunumuz bazı hallerde mutlak butlan davasının açılmasını kişi yönünden sınırlamıştır. Buna göre, sona ermiş bir evliliğin Cumhuriyet Savcısı tarafından mutlak butlan sebebi ile re’sen dava edilmesi mümkün değildir. Buna karşılık ilgililer her zaman mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir (TMK m.146). Bunun gibi, kanunumuz akıl hastalığına sahip bulunan veya ayırt etme gücünden sürekli olan eşlerin iyileşmesi ve ayırt etme gücüne yeniden kavuşması hallerinde mutlak butlan davası, yalnızca bu iyileşen eş tarafından açılabilir. Ayrıca kanunun açık hükmü gereğince, evliyken yeniden evlenen eşin önceki evliliğinin, mutlak butlan kararı verilmeden evvel sona erdiği hallerde, ikinci evlenmenin söz konusu olduğu eş iyiniyetli (eşinin evli olduğunu bilmediği yahut bilmesi gerekmediği hallerde) ise bu evlenmenin butlanına karar verilemez. Bu halde kanun koyucu iradesini, hukuk politikasının gereği olarak iyiniyetli şahsı koruma yolunda ortaya koymuştur.

NİSBİ BUTLAN DAVASI:

Evlenmenin nisbi butlan yaptırımı ile karşılaşması ise aşağıdaki hallerde söz konusu olur:
• Eşlerden birinin evlenme merasiminin yapılması esnasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
• Eşlerden birinin, evlenmeye yönelik iradesini korkutma, hile veya tehdit sonucunda açıklamış olması,
• Eşlerden birinin evlenmeye yönelik iradesini yanılması sonucunda açıklamış olması (evlenmenin niteliğinde yanılma, eşin şahsında yanılma, eşin önemli bir niteliğinde yanılma),
• Aldatma (eşin, namus ve onuru hakkında bizzat onun tarafından yahut bilgisi dahilinde bir başkası tarafından aldatılması ve eşin veya altsoyunun sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturan hastalığın diğer eşten gizlenmesi halleri),
• Evlenmesi yasal temsilcisinin icazet vermesine bağlı olan şahıslar açısından yasal temsilcinin icazet vermemiş olması halleridir.

(3)- DURAL, OĞUZ, GÜMÜŞ, Türk Özel Hukuku Cilt III, s.91 Filiz Kitabevi, İstanbul, 2015

Nisbi butlan davasının maddi sebebini, eşlerden birinin evlenme merasiminin yapılması esnasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun bulunması, iradenin fesada uğramış bulunması yahut akıl hastalığı halleri teşkil ediyorsa, bu halde dava, ayırt etme gücüne yeniden kavuşan, iradesi fesada uğramış olan veya akıl hastalığı iyileşen eş tarafından açılmalıdır. Buna karşılık, nisbi butlan davasının maddi sebebini yasal temsilcinin icazet vermemiş olması teşkil ediyorsa, bu halde dava yasal temsilci tarafından açılmalıdır. Bu davanın yasal temsilci tarafından açılması halinde husumet her iki eşe; eşlerden birisi tarafından açılması halinde ise diğer eşe yöneltilmelidir. Nisbi butlan iddiası, mutlak butlan iddiasından farklı olarak her ilgili tarafından öne sürülemez. Bunun yanısıra kanunumuz nisbi butlan hususunda dava açma yetki ve görevini Cumhuriyet Savcılarına da tanımış değildir. Ayrıca kanunumuz nisbi butlan davası açılmasını hak düşürücü süreye tabi kılmıştır. Buna göre, “iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer” (TMK m.152). Bu hükümde öngörülen hak düşürücü nitelikteki süreler, eşlerin birbirlerine karşı yönelteceği davalar açısından söz konusu olmaktadır. Türk Medeni Kanunu, yasal temsilcinin iptal davası açma hakkının sona ermesini eşlerin iptal davası açma hakkının sona ermesinden farklı olarak düzenlemiştir. Buna göre, yasal temsilcisinin icazet vermediği halde evlenen kişinin, sonradan ergin olması, kısıtlılık halinin sona ermesi veya evlenen kadının gebe olması hallerinde yasal temsilci artık iptal davası açamaz. (TMK m.153)
Butlan yaptırımı ile sona erdirilmiş bir evlilik, hâkimin hükmü verdiği ana dek, bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurur. Bunun anlamı, butlan kararının geçmişe etkili olmamasıdır. Bunun bir sonucu olarak, butlanına karar verilmiş olan bir evlilikten doğan çocuklar, evlilik birliği içerisinde doğmuş sayılırlar. (TMK m.157) Eşler arasındaki mal tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK m.158)
Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez fakat onlar, derdest olan bir davayı takip edebilirler. Bu davanın sonucunda, iyiniyetli olmadığı anlaşılan eş, yasal mirasçılık statüsünü ve daha önceden ölüme bağlı tasarruflar (vasiyetname ve mal vasiyeti gibi) ile kendisine sağlanan hakları (bu belirli bir miktar para olabileceği gibi, taşınmaz yahut alacak hakkı da olabilir) da kaybeder. Butlan davasında yetkili mahkeme, eşlerin son altı ay içerisinde birlikte oturdukları yer veya HMK uyarınca davalıların yerleşim yeri mahkemeleridir. Bu davada görevli mahkeme ise Aile Mahkemeleridir.

EVLİLİĞİN BUTLANINI GEREKTİRMEYEN SEBEPLER:
Bunlar, kadının evlenmenin sona ermesinden itibaren 300 gün geçmeden evlendiği, eşlerin yetkili evlendirme memuru önünde evlendiği fakat bazı şekil koşullarını yerine getirmediğinin sonradan anlaşıldığı ve eşlerden birinin hıfzısıhha kanununda öngörülen evlenmeye engel teşkil eden hastalıklardan birine sahip olması halleridir. Bu hallerin varlığında, evliliğin butlanı gerekli değildir.

Öneri, soru ve taleplerinizi iletişim formunu doldurarak bize iletebilirsiniz.

Bu web sitesinde yayınlanmış bulunan çalışmalar bilgilendirme amacı ile meydana getirilmiş bulunup 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ikinci maddesi uyarınca eser teşkil etmektedir. Bu eserlerin Gemici Avukatlık ve Danışmanlık’tan açıkça icazet alınmaksızın kısmen, tamamen yahut değiştirilerek kopyalanması, çoğaltılması, yayınlanması her bir eser bakımından yayınlanma tarihinden itibaren 70 yıl geçmedikçe 5486 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bağlamında men edilmiştir. Söz konusu hükme uyulmaması halinde Gemici Avukatlık ve Danışmanlık Ofisi tarafından yasal sürecin başlatılacağı kamuoyuna duyurulur.